10 Haziran 1924

Güney Kürdistan.

Bütün Kürdistan dört gruba ayrılabilir: Farsistan sınırları içinde bulunan doğu Kürdistan; kendine özgü Dersim grubunun dahil olduğu batı Kürdistan; geçen yüzyılın başında ana Kürdistan'ın en huzursuz unsurlarının Kafkasya sınırlarına yakın yerlere göç etmesiyle oluşan kuzey Kürdistan; ve Bitlis, Diyarbekir, Musul vilayetleri ile Hakkari sancağı sınırları içindeki güney Kürdistan.

Güney Kürdistan, Kürdistan'ın en önemli bölgesidir. Burada birkaç yüzyıl boyunca Azizan emirleri hanedanı hüküm sürmüştür. Bu hanedanın başkenti Cizre-i İbn-i Ömer idi.

Kürt milli hareketinin çok eski bir geçmişi vardır; bunun kanıtı olarak XVII. yüzyılda yazılmış ve bazı Kürtlerin kendi geri kalmışlıklarının, bölünmüşlüklerinin, milli bilinç eksikliğinin vb. farkında olduklarına işaret eden "Mem û Zîn" destanı gösterilebilir. 

Azizanların son emiri o kadar güçlenmişti ki, yalnız Türkleri değil İngilizleri de endişelendirmeye başlamıştı. Bedirhan, İran'daki Kürtler üzerindeki etkisini artırarak İran'a bir sefer düzenlemeye kalkışmış ve Rusya ile anlaşma yoluna gitmeye eğilim göstermişti. Bu durum, Hindistan'a giden yolları koruma amacıyla her zaman İran'ı bir tampon bölge olarak gören İngilizleri fazlasıyla tedirgin etmişti; bunun üzerine, esasen İngilizlerin kışkırtmasıyla Türkler büyük bir askerî sefer düzenlediler; bu seferde daha sonra Kırım'da orduları komuta edecek olan Ömer Paşa da yer almıştı. 1850 yılında bağımsız Kürt devleti tamamen dağıtıldı ve başındaki Bohtan emiri Bedirhan Bey esir alınarak Girit'e sürgün edildi.

Böylece bağımsız Kürdistan sona erdirilmiş oldu; bu olayın hatırasına Türk ordusuna özel bir "Kürdistan madalyası" dağıtıldı.

Şimdi ise, Kürt halkının köleleştirilmesine katkıda bulunmuş olan İngilizlere, Kürdistan'ın bağımsızlığını yeniden tesis etmek düşmüştür. Sevr Antlaşması, Hakkari, Siirt, Mardin ve Musul sancakları sınırları içinde Kürdistan'ın bağımsızlığını öngörmektedir. Elbette burada İngilizlerin ilgilendiği şey Kürt milli çıkarları değil, kendi çıkarlarıdır!

Şimdi bütün Doğu politikası yalnızca petrol politikası açısından ele alınmaktadır. Petrol, elbette petrol; buna bir de Kürdistan'ın kendisinde, Cizre-i İbn-i Ömer'e pek de uzak olmayan Cenavi köyü civarında petrol bulunduğunu ekleyelim. Ama petrolün yanı sıra burada daha eski siyasi çıkarlar da vardır. Bütün bunlar aslında Hindistan'a ve oraya giden yollara ilişkin aynı eski endişelerdir. İşte bu hesaplar yüzünden İngilizler, başta Mezopotamya krallığını kurdular; şimdi ise bu hesaplardan ötürü bağımsız bir Kürdistan tasarlıyorlar, ama kendi projeleriyle Kürdistan'ı parçalama unsuru getirdiklerini ve gelecekteki Kürt milli birliği fikrine büyük ölçüde zarar verdiklerini hiç önemsemeden.

Mezopotamya kralı Emir Faysal, Mezopotamya'ya tamamen yabancı bir kişidir; kendisi Arap'tır, ama yerli değildir — Mekke Şerifleri ailesinden gelmektedir ve Mezopotamya halkına yabancıdır. Zayıftır ve İngilizler, Mezopotamya'daki egemenlik meselesinde yalnız ona güvenemezler. Üstelik İngilizler tarafından örgütlenmiş Mezopotamya, şu anda Fransız Suriyesi'nden daha güçsüzdür. Fransızlarla ilişkiler bozulacak olursa İngilizlerin, özellikle Fransızlar o sırada Türklerle iyi ilişkiler içindeyse, Suriye'den gelecek Fransızların İngiltere için büyük güçlükler yaratabileceğini hesaba katmaları gerekir. Emir Faysal tek başına, ne Hindistan yönünden ne Türk pan-İslamizmi yönünden ne de Fransız entrikaları yönünden İngilizler için bir koruma görevini yerine getirebilecek durumda değildir.

Eğer Irak'ın bağımsızlığına güney Kürdistan'ın da bu tür bir bağımsızlığı eklenirse, iş tamamen başka bir yön alır. Güney Kürdistan, kuzey Kürdistan'dan önemli ölçüde farklıdır. Kuzey Kürdistan'da Türkler, kendi Hamidiye süvarisi örgütlenmesiyle Kürt milletini tamamen bozguna uğrattılar. Güney Kürdistan'da ise diğer Müslüman ülkelerdekine benzer bir feodal rejim yoktur. Güney Kürdistan aşiret başkanları seçimle işbaşına gelir, kuzey Kürdistan'daki gibi kalıtsal değildir; orada Türkler, Hamidiye kumandanlarına rütbe bağışlayarak aşiret reislerinin kalıtsal konumunu daha da pekiştirmişlerdi. Güney Kürdistan'da ise aşiret başkanları, tıpkı yardımcıları gibi, hoşnutsuz kalan aşiretin kendilerini devirip başka birini seçmesine her zaman hazır olmak zorundaydı. Kuşkusuz bu seçimler ilkeldir, güçlü bir adayın baskısından bağımsız değildir ve üstelik dinî bir renk de taşır, çünkü oy sayımını yürüten kişi, kalıtsal emirlerin yanı sıra imamdır; her hâlükârda, ilke olarak, güney Kürdistan'da aşiret başkanlarının kalıtsal iktidarının yanı sıra seçimle gelen bir iktidar da mevcuttur.

Bu zemin üzerinde elbette çeşitli kombinasyonlar oynanabilir, ama yine de kuzey Kürdistan'ı kendine bağlamış olan Türkler, kendilerine Araplarla yakın akrabalık bağı bulunan ve Araplarla birlikte defalarca Türk boyunduruğuna karşı ayaklanan güney Kürdistan aşiretlerine tam olarak egemen olamamışlardır.

Bohtan'ın başlıca aşiretleri kışı Musul ovasında geçirir, diğer aşiretler ise yarı Kürt yarı Arap niteliğindedir; bütün Kürtler Arapça, Araplar da Kürtçe konuşur. Elbette, eğer buna güney Kürdistan da eklenirse, Mezopotamya'dan bir tampon bölge oluşturma anlamında iş bambaşka bir hal alır. O zaman hem Türklere hem Suriye'ye, hatta genel olarak kuzeyden gelecek yönelime karşı önemli bir güç yaratılmış olur. Arap bölgesinin yanı başında bir Asuri-Kürt bölgesinin kurulması, İngilizler için daha da arzu edilir bir şeydir, çünkü bu, onların batı İran işlerindeki etkisini de artıracaktır vb.

Elbette, er ya da geç Kürtler bağımsızlıklarına kavuşmalıdır, ama bunu İngilizlerin eliyle değil. Milli hareket kendi milli güçlerine dayanmalıdır. Kürtlerin bağımsızlığa, ya da hiç değilse özerkliğe olan özlemlerine, her zaman bütün dünyanın ezilenlerinin kurtuluşundan yana olan ve Avrupa devletlerinin sömürgeci politikasına karşı duran herkes sempati duymadan edemez; ama bu bağımsızlık, Avrupa sermayesinin sömürgeci politikasının yararına yeni bir köleliğe yol açmamalıdır. Bununla birlikte, bütünüyle su götürmez öz-belirleme hakkına sahip olan bütün Kürt milletinin çıkarları unutulmamalı; aynı zamanda bu bağımsızlıktan ya da özerklikten, Kürtlerin geçmişte sürekli düşmanlık içinde bulunduğu, ama artık barış içinde yaşamaya eğilim gösterdiği, ortak komşuluk çıkarlarının ve ulusal azınlıklara mensup halkların kader birliğinin bilincine varmaya başladığı komşu halkların ve milliyetlerin çıkarları da zarar görmemelidir.

VOSTOKOVED.

Zaria Vostoka Gazetesi, 10 Haziran 1924, No 598. (საქართველოს ეროვნული ბიბლიოთეკა)



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

23 Ekim 1847

28 Ağustos 1893

4 Mart 1925