23 Ocak 1822

Viyana, 14 Ocak - Aşağıdakiler Konstantinopolis’ten 29 Aralık tarihli en yeni haberlerdir:

Bâb-ı Âli, Bağdat’tan aşağıdaki haberleri aldı. İranlılar tüm düşmanlıkları durdurdu ve her iki komşu devlet arasındaki barışın sağlandığı kabul edilebilir.

Bu bildirim, Bağdat’tan 20 Kasım’dan sonra ayrılan bir Tatar aracılığıyla buraya ulaştı. İran birlikleri, bu şehre en yakın yerleşim yerlerine defalarca saldırdı, ancak her defasında Paşa’nın birlikleri tarafından kayıplar verdirilerek geri püskürtüldüler. Her iki taraf da uzun süredir devam eden bu anlamsız savaş durumundan yorularak, o bölgedeki Türkler tarafından çok saygı duyulan ve Kirmanşah Valisi Şehzade Muhammed Ali Mirza nezdinde yüksek itibarı olan bir şeyhin aracılığını memnuniyetle kabul ettiler. Akabinde, tüm anlaşmazlıkları gideren dostane bir uzlaşmaya varıldı; buna göre Kürtlerin iki paşasının görevlerinden şimdilik uzaklaştırılmamalarına karar verildi. Abdullah Paşa Süleymaniye’de, Mahmud Paşa ise Köy-Sancak’ta kalacak. Bağdat Paşası ve Kirmanşah Valisi’nin ortak müdahalesi olmaksızın, ikisinden hiçbiri görevinden uzaklaştırılamaz veya görevden alınamaz *) İranlılar, Osmanlı topraklarını derhal terk etmeyi ve burada verdikleri zararları gecikmeksizin tazmin etmeyi taahhüt ettiler. - Daha sonraki haberlere göre, Muhammed Ali Mirza hastalanmış ve Bağdat Paşası ile olan anlaşmayı imzalayacak durumda değildi; bu işlem birinci veziri tarafından gerçekleştirilmek zorunda kaldı. Bu durum ve İran birliklerinin geri çekilişlerini gerçekleştirdikleri olağanüstü acele, Bâb-ı Âli ile patlak veren düşmanlıkların müsebbibi ve asıl itici gücü olarak görülen prensin gerçekten de ölmüş olduğuna dair söylentilere bir nebze inanç kazandırdı.

Aynı haberlere göre, Choleramorbus (Kolera) denilen salgın o bölgelerde çok yayılmış ve özellikle Şiraz’da şiddetli bir şekilde tahribat yapmıştır. Şehzade Muhammed Ali Mirza’nın annesi ve birkaç çocuğu ile birlikte diğer pek çok yakını, hizmetkârı ve kölesi de dahil olmak üzere 7000’den fazla kişi, birkaç gün içinde bu veba benzeri hastalığın kurbanı oldu. Ayrıca duyumlara göre, daha önce Bağdat’ta ikamet eden saygıdeğer İngiliz Mukim Bay Rich de bunun kurbanı olmuştur.


*) Geniş topraklarının kısmen Osmanlı, kısmen de İran hakimiyeti altında olduğu bilinen Kürtler, kendilerini, her iki hükümetin de egemenliğini yalnızca büyük kısıtlamalarla tanıyan bağımsız bir halk olarak görürler. Hiç vergi ödemezler ve kendilerini en fazla sınırlarda askerlik hizmeti vermekle yükümlü görürler. Osmanlı Kürdistanı’ndaki yerel yönetim, bazıları (Köy-Sancak’taki gibi) irsi olan, diğerleri ise (Süleymaniye, Amadiye vb.’dekiler gibi) Bâb-ı Âli tarafından bizzat Kürt aşiretlerinden atanan birkaç küçük prensin elindedir. Bu reisler, suistimal yoluyla, Dicle ile İran sınırı arasında yer alan tüm ülkeler söz konusu olduğunda Bağdat Paşası’ndan başka kimseye ait olmayan Paşa unvanını almışlardır. Bugün Kürdistan’dan sayılan Ermenistan’ın bir kısmındaki gerçek Türk paşaları bile, özellikle Van ve Bayezid’dekiler, Bâb-ı Âli’den çok Kürtlere bağımlıdır.


Lemberger Zeitung Gazetesi, 23 Ocak 1822. anno.onb.ac.at






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

23 Ekim 1847

28 Ağustos 1893

4 Mart 1925