14 Ocak 1926
İNGİLİZ-OSMANLI İLİŞKİLERİ *)
OSMANLI'NIN CİHAN HARBİNDEKİ ZARARI
İlk yazımızda, dünya savaşının sona ermesinde müttefik ordularının Osmanlı İmparatorluğu'nun yarısından fazlasını — Suriye, Filistin, Mezopotamya ve Arabistan'ı (Hicaz ve Yemen) işgal etmiş olduğunu belirtmiştik.
İnsan zayiatına gelince, Osmanlı dünya savaşında 501.019 ölü ile 3.050.205 yaralı ve sakat kalmış asker kaybetti.
Bu kayıp, dünya savaşından önce nüfusu toplamda 22.662.000 candan ibaret olan Osmanlı için şüphesiz son derece ağırdı.
Kendi iradesi dışında uzun ve korkunç bir savaşa sürüklenen Sultan'ın Osmanlı'sı dünya savaşında böylesine feci şekilde zarar gördü. Uluslararası savaş, Osmanlı'ya bu kadar çok maddi ve manevi zarar verdi.
Şüphesiz savaşın galiplerinden, mağlup olanlara karşı merhamet ve lütuf göstermelerini bekleyemeyiz. Bilhassa, Osmanlı'nın davranışları sebebiyle sabrı taşan müttefiklerin, onun Almanya'nın yanında yer almasını affetmeyecekleri ve barış görüşmeleri sırasında önüne ağır şartlar koyacakları bekleniyordu.
Fakat müttefikler her türlü beklentiyi aşarak mağlup Osmanlı'ya öyle talepler dayattılar ki, bunları kabul etmek Osmanlı'nın siyasi ölümü ve ekonomik bağımsızlığının yok edilmesi anlamına geliyordu.
Resmî olarak Osmanlı'nın tüm cephelerindeki (Kafkasya hariç) askeri harekât 1918 yılının sonbaharında durdu ve 30 Ekim'de müttefikler ile Osmanlı temsilcisi geçici barış şartlarını imzaladı.
Osmanlı ile müttefikler arasındaki asıl barış şartı ise Sevr Antlaşması biçiminde, daha geç bir tarihte, 10 Ağustos 1920'de Sevr'de yazıldı.
KORKUNÇ BİR İNTİKAM
Bu şartların gücüyle, yani Sultan hükümetinin imzaladığı bu antlaşmayla Osmanlı, kaybedilebilecek her şeyi kaybetti ve müttefikler (bilhassa İngiltere), silahı alınmış ve barış yapmış olan Osmanlı'nın elinden alınması mümkün olan her şeyi çekip aldı.
Güçlü Alman İmparatorluğu'nu ikinci derece bir devlete dönüştüren Versay Barış Antlaşması'nın Almanya için ne kadar ağır ve aşağılayıcı olduğunu biliyoruz.
Fakat Versay Antlaşması, Sevr Antlaşması'nın yanında hafif kalır. Bu antlaşmayla Osmanlı'nın sadece topraklarının ve nüfusunun büyük bir kısmı elinden alınmakla kalınmamış, aynı zamanda gelecekteki her türlü yaşam ve gelişme imkânı da elinden alınmıştır.
Ancak Sevr Antlaşması'nı ve genel olarak müttefiklerin mağlup Osmanlı'ya karşı tutumunu nitelendirmek için, dönemin İngiliz hükümeti başbakanı Lloyd George'u konuşturmak daha iyidir:
— Büyük devletler bunca zamandır Osmanlı İmparatorluğu'nun bütünlüğünü koruyup gözettilerse, bu Osmanlılara güvenle baktığımızdan değil, aksine Osmanlı'nın ortadan kaldırılmasının doğurabileceği sonuçlardan korktuğumuz içindi. Cihan harbi bizim bu tereddüt ve korkularımıza son verdi. Osmanlı ezilmiştir ve bizim ona acımak için hiçbir sebebimiz yoktur.
Bu sözleri Lloyd George, Avam Kamarası'nda Osmanlı'nın stratejik, tarihi ve ticari önemi üzerine yapılan bir münakaşa sırasında sarf etmiştir.
Bay Lloyd George'un bu samimiyeti kimseyi şaşırtmayacaktır. İngiliz emperyalizminin dipsiz iştahını herkes gayet iyi bilir ve herkes İngiliz akbabasının, eski Osmanlı'nın leşiyle karnını iyice doyuracağını önceden biliyordu.
Bu durum bilhassa bekleniyordu, zira Versay Antlaşması ile Fransa, mağlup Almanya'dan hevesini almıştı. Bunun yerine ise İngiltere, Osmanlı'ya hırsla dadanmalıydı...
Gerçekten de Osmanlı, esasen İngiltere'nin eline parçalanmak üzere düştü ve o, onu neredeyse tamamen yuttu.
SEVR BARIŞ ANTLAŞMASI
Her şeyden önce, Sevr Barış Antlaşması uyarınca Osmanlı, Ermenistan'ın özgürlüğünü ve bağımsızlığını tanımak zorundaydı; yani var olmayan Ermeni devletinin topraklarına dahil edilecek olan Erzurum, Van, Bitlis ve Trabzon vilayetleri üzerindeki haklarından sonsuza dek vazgeçmeliydi.
Avrupa'da Osmanlı'nın elinde sadece önemsiz bir toprağa sahip olan Konstantinopolis kalıyordu.
İstanbul ve Çanakkale Boğazları, savaş zamanında bile tüm devletlerin gemilerine açık olmalıydı.
Yunanistan'ın eline Ege Denizi'nin kıyısının bir kısmı, İzmir ve bölgesi geçmeliydi. Yunanistan ayrıca Edirne ile birlikte tüm Doğu Trakya'yı almalıydı.
İtalya'ya ise Anadolu'nun bir kısmı, yani Akdeniz kıyısındaki liman şehri Antalya ve bölgeleri ile Ege Denizi'ndeki birkaç ada tahsis edildi.
Osmanlı ayrıca Kürdistan'ın özerkliğini de tanımak zorundaydı.
Suriye, Mezopotamya, Filistin ve Arabistan halklarına "tam bağımsızlık" verilecek ve onlar müttefik devletlerin himayesi altına geçeceklerdi.
Bu ülkelerden Suriye ve Kilikya Fransa'nın himayesi altında, Mezopotamya ve Filistin ise İngiltere'nin himayesi altında olmalıydı. Bu ikincisi aynı zamanda Yahudi milleti için bir sığınak ülke olarak ilan edilmişti.
Sevr barış şartları uyarınca Osmanlı; Mısır, Sudan ve Kıbrıs üzerindeki egemenlik haklarını sonsuza dek kaybediyor ve tüm bu ülkeler üzerinde İngiliz hakimiyeti genişliyordu.
Yine Sevr Barış Antlaşması uyarınca, Osmanlı'nın iç ekonomik hayatını düzenleyecek bir Müttefik Kontrol Komisyonu kurulmalıydı.
Konstantinopolis'te ve boğazlarda, bir İngiliz generalinin komutası altında müttefik orduları kalmalıydı.
Ayrıca, Osmanlı temsilcisinin sadece danışma oyu hakkıyla katılacağı bir Müttefik Mali Komisyonu kurulmalıydı. Osmanlı devletinin bütçesi ve her türlü imtiyaz bu komisyon tarafından incelenip onaylanmalıydı.
Sevr Barış Antlaşması, Osmanlı'nın varlığına da son verdi. Osmanlı sadece 35.000 kişiden oluşan bir jandarma, 15.000 yedek asker ve 2.500 subay bulundurabilirdi.
Osmanlı, boğazlardaki tüm tahkimatları kendi elleriyle yıkmalı ve deniz filosunu imha etmeliydi.
Osmanlı ayrıca müttefiklerin her türlü askeri masrafını ve zararını tazmin etmeliydi.
İşte galip müttefiklerin mağlup Osmanlı'ya dayattığı ve Sultan hükümetinin, eski feodal Osmanlı'nın en azından kalıntısını bu yolla kurtarmak için imzaladığı şartlar bunlardı.
OSMANLI TARİHİNDE KAPKARA BİR GÜN
Böylece, Sevr Antlaşması'nın yapıldığı gün olan 10 Ekim 1920, Osmanlı halkı ve ileri gelen cemiyeti arasında Osmanlı tarihinin en kapkara günü olarak görülüyordu.
Şüphesiz, böylesine tamamen aşağılayıcı ve son derece ağır şartları Osmanlı halkı kabul edemezdi. Kabul edemezdi çünkü Sevr Antlaşması ile topraklarının en büyük kısmını kaybediyor, bağımsız bir devletin iç ve dış tüm ayırt edici niteliklerini yitiriyor, her türlü hakkını kaybediyor ve koca Osmanlı İmparatorluğu'nun yerine Küçük Asya'da her bakımdan bedbaht ve harap olmuş, 500-600 kilometre genişliğinde ve 8-9 milyon nüfuslu küçük bir ülke kalıyordu.
İşte bu durum, Osmanlı halkı içinde, Sevr Antlaşması'nı basit bir kağıt parçasına çeviren ve Osmanlı'yı Sevr Antlaşması'na götüren o rejimin maskesini sonsuza dek düşüren o güçlü milli hareketi doğurdu.
Man.
*) Bkz. "Musha" No. 943
Musha Gazetesi, 14 Ocak 1926, No 945. (საქართველოს ეროვნული ბიბლიოთეკა)
Bu çalışmayı faydalı bulduysanız, devam etmesine destek olabilirsiniz. Patreon hesabımız üzerinden de aylık sadece birkaç dolarlık katkınız, Kela Pazû sitesinde daha fazla tarihî gazete çevirisinin yayımlanmasına yardımcı olacaktır.

Yorumlar
Yorum Gönder