14 Ağustos 1924

Milletler Cemiyeti Önünde Musul.

Milletler Cemiyeti, İngiltere ve Türkiye bir anlaşmaya varamadığı için ve bu arada yürürlüğe girmiş olan Lozan Antlaşması uyarınca kendisi hakem olarak tayin edildiğinden, Eylül ayındaki oturumunda Irak Krallığı'nın sınırlarının nihai olarak belirlenmesi konusuyla ilgilenmek zorunda kalacaktır. Bilindiği üzere anlaşmazlığın ana konusu Musul meselesidir.

Cemiyet ciddi bir itibar sorunuyla karşı karşıyadır; zira Ankara'da, sözü edilen anlaşmalara rağmen, Milletler Cemiyeti'nin bugünkü yapısıyla vereceği kararı tanımama yönünde güçlü eğilimler kendini göstermektedir; üstelik Cemiyet'in Doğu insanının düşünce dünyasını kavrayabilmesinin neredeyse imkânsız olduğu savunulmaktadır.

Gerek Türkiye gerekse İngiltere ortaya güçlü argümanlar koymaktadır. Londra Kabinesi ayrıca, kabulü yakın zamanda Bağdat Parlamentosu'nda daha önce burada aktarılan biçimde zorla sağlanan Kral Faysal ile yaptığı himaye antlaşmasında, karşılık olarak Krallık'ın Musul ve çevresi üzerindeki hak iddialarını savunmayı taahhüt etmiştir. Türk egemenliği altında kalsa bile İngiltere'nin antlaşmalar yoluyla kendisi için yeterince güvence altına alabileceği bu önemli petrol bölgesinden tamamen ayrı olarak, stratejik unsur da büyük önem taşımaktadır. Musul; Kuzey Suriye, Kafkasya, İran ve Mezopotamya'dan gelen yolların kesişme noktasında yer almakta ve böylece Küçük Asya'nın adeta gerçek bir yaşam merkezini oluşturmaktadır. Bu merkeze sahip olan taraf, yalnızca önemli ulaşım yollarını değil, aynı zamanda Dicle Vadisi'ni, Bağdat'ı, İran'a geçiş alanını ve Hindistan'a giden kara yolunu da kontrol eder. Musul bölgesine sahip olunmaması halinde Irak Krallığı, Necid'in Türk dostu çöl kabileleri tarafından sürekli tehdit altında kalacaktır. İngiltere, Musul bölgesinin Bağdat'ın tahıl ihtiyacını karşıladığı hususunu sürekli vurgulamaktadır. Musul şehrinin kendisi doğrudan Bağdat'a giden ticaret yolu üzerinde bulunmakta ve pazarını Irak'ta bulmaktadır. Buna karşılık Türk Anadolu'su, Musul vilayetinden neredeyse geçit vermez dağlarla ayrılmıştır. Sir Percy Cox, İstanbul'da sonuçsuz kalan son görüşmelerde, Türk egemenliği altında dahi Musul Vilayeti'nin bir dönem Mezopotamya vilayetleriyle birleşmiş olduğunu vurgulamıştır. Bir halk oylaması yapılması ise kabul edilemez görülmektedir; zira böyle bir oylama zaten iki kez yapılmış ve halkın Irak Krallığı ile birleşme arzusunu ortaya koymuştur. Bunun da ötesinde, söz konusu nüfus Türklerden değil, Kürtlerden oluşmaktadır.

Kemalistler ise buna karşılık, yabancı süngülerin baskısı altında gerçekleştirilen bir halk oylamasının hukuken bağlayıcı olamayacağı görüşünü savunmaktadır. Sevr antlaşması taslağına göre özerk olması öngörülen Kürdistan bölgesinin Lozan Antlaşması ile Türkiye'ye bırakıldığı belirtilmektedir. Sevr belgesinde Musul, Kürdistan bölgesine ait olarak gösterildiği için İtilaf Devletleri'nin gerçek durumu esasen kendiliğinden kabul etmiş olduğu ve artık yan yollara başvurmaması gerektiği ileri sürülmektedir. Konunun uzmanları için, Mustafa Kemal Paşa'nın gençleşen Türkiyesinin Musul bölgesi üzerinde neden bu kadar ısrarla durmak istediği en başından beri nettir. Kemal, son derece değerli gördüğü Kürt unsuruna büyük umutlar bağlamaktadır. O, din birliğiyle bağlı olan Kürtlerin yeni Türkiye'ye dostça yaklaşacağı ve asimilasyon yoluyla Türk konumunu güçlendireceği görüşündedir.

Görüldüğü üzere, her iki taraf için de son derece önemli çıkarlar söz konusudur; bu nedenle Milletler Cemiyeti'nin Musul sorununu nihai olarak çözebilecek bir karar vermesi son derece zor olacaktır.

Pester Lloyd Gazetesi, 14 Ağustos 1924. anno.onb.ac.at




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

23 Ekim 1847

28 Ağustos 1893

4 Mart 1925