15 Mayıs 1924

Suriye, Musul ve Irak

Orta Doğu'nun yakın geleceği, kısmen de şimdiki zamanı; Suriye, Musul ve Irak şeklinde üç sorunu barındırmaktadır. Doğu meseleleri, büyük güçler arasındaki —özellikle İngiltere ile Fransa arasındaki sessiz hegemonya rekabetinde— kıskançlıkların her daim konusu olduğundan, ilgili başkentlerin basını Lozan'dan bu yana nispeten durgunlaşan bu bölgeyi canlı bir dikkatle takip etmektedir.

İngiliz ve Türk basınının son haberlerinde, Suriye konusunda Türkler ile Fransızlar arasında düşmanlıkların patlak verdiği bildiriliyordu. Türk gazetelerinde "Güney Cephesi"nden, Fransızlar tarafından bombalanan her yerleşim yerini, yıkılan her camiyi ve sürülen aileler ile hayatını kaybeden kurbanlara göre tüm kayıpları tek tek sayan ayrıntılı haberler yer alıyordu. Resmi Fransız yalanlamaları ise Fransa ile Türkiye arasındaki her türlü düşmanlığı reddediyordu. Bu görünürdeki çelişkiyi, eski Paris Sefiri ve mevcut Dahiliye Vekili Ferit Bey'in Ankara'daki Millet Meclisinde verilen bir gensoruya verdiği yanıt çözmektedir; söz konusu olayların Türk sınırlarının ötesinde meydana geldiğini ve hükümetin bu olayların Türk topraklarına sıçramasını önlemek için tüm tedbirleri aldığını belirtmiştir. Le Temps bu açıklamayı kanıtlanabilir şekilde doğru olarak nitelendirmekte ve böylece Suriye Valisi General Gouraud'nun tiranlığından —özellikle dağlık bölge halkıyla yaşanan gerilimlerden— kaynaklanan sürtüşmelerin, Fransız birliklerinin yerel halka karşı giriştiği daha büyük çatışmalara dönüştüğünü kabul etmektedir. Türkiye bu gelişmeleri özgüvenli bir sakinlikle izliyor görünmektedir. İki güç arasındaki çatışma unsurları dolayısıyla yeni Türkiye'deki yabancıların gördüğü muamele, Ankara tarafından ilan edilen devletin laikleşmesinin sonuçları ve Fransa'daki Türk tahvili sahiplerinin kayıpları ile sınırlı kalmaktadır.

Musul meselesi, bilindiği üzere, nihai bir sonuca ulaşabilmek adına Lozan Barış Antlaşması'nın dışında bırakılmıştı. 3. Madde bu konuda, Türkiye ile Irak arasındaki sınırın belirlenmesinin dokuz aylık bir süre içinde Türkiye ile Büyük Britanya arasında dostane bir anlaşmaya bırakılmasını öngörmektedir. Anlaşmaya varılamaması durumunda kararı Milletler Cemiyeti verecektir. Dokuz aylık süre dolmak üzeredir, Musul görüşmeleri için Türk delegeleri halihazırda Konstantinopolis'te bulunmaktadır ve iki güç arasında bugüne kadar kesintisiz devam eden görüş alışverişine rağmen iki tarafın tutumları birbirine bir arpa boyu dahi yaklaşmamıştır. İngilizler, Faysal'ın hakimiyetinin bekası adına Musul'dan vazgeçemeyeceklerine inanmaktadır. Tarımsal, ticari-politik, stratejik ve her şeyden önemlisi petrol ekonomisi açısından büyük önem taşıyan bu bölge krallığına kalmazsa Irak Kralı'nın otoritesi çökecektir. Türkler ise İngiltere'nin, Hicaz, Irak, Mezopotamya, Filistin vb. dışında Türk imparatorluğundan bağımsız bir Kürdistan'ı da koparabileceğini umduğu sürece farklı bir görüşte olduğunu söyleyerek buna karşı çıkmaktadır; nitekim esasen Kürtlerin meskûn olduğu Musul bölgesi Türkiye'de kalmadığı sürece Irak'ı Musul'suz da pekala düşünebilen Sevr Antlaşması'nda bu öngörülmüştü. Dolayısıyla burada açıkça söz konusu olan, öncelikle Musul'un petrol sahalarını İngiliz himayesinde tutmaktır. Milletler Cemiyeti'nin İngiltere için olumsuz olabilecek bir kararından önce Ankara ile sırf petrol ekonomisine dayalı bir uzlaşmaya varılması yönündeki mevcut ihtimal dahilinde Londra, bu soruna da bir çözüm bulmak için elinden gelen her şeyi yapacaktır.

Irak ve Mezopotamya hususunda Londra ile Bağdat arasında, İngiliz himayesinin sona ermesini ve böylece Arap krallıklarının tam özgürlüğünü 1928 yılı için öngören bir devlet antlaşması mevcuttur.

Son dakika haberleri, bu antlaşmanın onaylanmasına karşı Bağdat'ta adeta bir halk ayaklanmasının patlak verdiğini bildirmek zorunda kalmıştır ve nitekim antlaşma yanlısı iki milletvekiline, Şeyh Adday el-Naryan ve Salman Ef. el-Barak'a bir suikast düzenlenmiştir. Büyük ihtimalle başkentle sınırlı kalan bu hareketin arka planında "Efendiler", yani entelektüel Araplar, neredeyse tamamı genç ve demagojik eğilimli halk temsilcileri durmaktadır; bunlar halkı kışkırtma araçlarıyla kişisel itibar kazanmak isterken, çeşitli aşiretlerin şeyhleri ve sağduyulu unsurlar, halklarının henüz tam özerkliğe olgunlaşmadığı yönündeki İngiliz görüşüne katılmaktadır. Bağdat Parlamentosunda da bu uğursuz suikastın tam da bu tezi doğrulamaya yaradığına dikkat çekilmiş ve İngiltere'nin Arap halkının tek ve dolayısıyla en iyi dostu kalmaya devam ettiği mottosu altında, milli ihtirasların yapay şekilde alevlenmesine karşı barış için elzem olan tepki, ciddiyetsiz karşıtlıkların sivriliklerini törpülemek üzere şimdiden faaliyete geçmiştir. Dolayısıyla antlaşmanın Bağdat'ta onaylanması beklenmektedir, kaldı ki şehir halkı göçebe kırsal nüfusun savaşçı gücüyle de dizginlenmektedir.

Dolayısıyla Orta Doğu'daki sürtüşme alanları ne kadar çok olursa olsun ve bunlardan bir kıvılcım sıçraması ne kadar kolay olursa olsun, şu an için bu bölgelerde gerçekten uzlaşmaz ve geniş kapsamlı düşmanlıkların patlak vermesinin beklenmesinden korkulmasına pek gerek yoktur.

Pester Lloyd Gazetesi, 15 Mayıs 1924. anno.onb.ac.at





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

23 Ekim 1847

28 Ağustos 1893

4 Mart 1925