12 Mayıs 1910

Dr. Nâzım Bey ile Bir Mülakat.

("Pester Lloyd" Özel Muhabirliği)

Selanik, 10 Mayıs. - Macar tüccar ve sanayicilerin Selanik'teki iki günlük kalışı, Abdülhamid yönetimine karşı Jön Türk hareketinin doğduğu ve mevcut meşruti rejimin asıl direktiflerini aldığı merkezi de tanımak için güzel bir fırsat sundu.

Osmanlı makamları gibi Selanik'teki Osmanlı komitesi de her yerde en büyük samimiyetle karşılanan Macar konuklara kardeşçe selamlarını sunma fırsatını kaçırmadı. Bu amaçla "İttihat ve Terakki" kulübü sadece bir ziyafet değil, aynı zamanda ihtilalin gerçekleştirildiği sahne arkasına göz atma imkânı sunan bir kabul merasimi de düzenledi. Buna vasıta olan, Kâzım Nami Bey'in Osmanlı komitesinin kuruluş tarihi üzerine verdiği ve Jön Türk hareketinin ruhu olan Dr. Nâzım Bey'in övüncüyle son bulan konferansıydı; Kâzım Nami Bey, komitenin toplanan üyelerinin coşkulu onayıyla onu devletin gerçek kurtarıcısı olarak yüceltti. Nâzım Bey, kendisine ithaf edilen hizmeti ve gösterilen takdiri alçakgönüllülükle reddetti. Budapeşte Şark Ticaret Akademisi Müdürü Dr. Kúnos tarafından çevrilen Türkçe konuşmasından anlaşıldığına göre, Nâzım Bey ve dava arkadaşlarının komiteyi kurduklarında akıllarında kesinlikle bir ihtilal yoktu; yalnızca Anayasa'nın ilanından sonra Abdülhamid'in takındığı tavır, meyvelerini bugün Osmanlıların topladığı olaylara zorlamıştı. Nâzım Bey komitenin görevlerini üç noktada özetledi: okulların kurulması ve yaşatılması, yoksullar için gece kurslarının açılması ve fakir halkın desteklenmesi. Komitenin siyasi amaçları hakkında Nâzım Bey tamamen sessiz kaldı. Ancak komite programının bu üç noktayla sınırlı olduğu düşünülemeyeceğinden, Dr. Wilhelm Elischer'in Macarların Jön Türklerin yurtsever çabalarına duyduğu sempatiyi mükemmel bir Fransızca konuşmayla dile getirdiği kabulün ardından, Dr. Nâzım Bey'den komitenin örgütlenmesi ve planları ile Osmanlı Devleti'nin siyasi durumu hakkında daha fazla açıklama rica etmeyi uygun buldum. Nâzım Bey ricamı memnuniyetle kabul etti ve şu bilgileri verdi:

— Komite, ana görevini gerçekten de bahsettiğim bu üç noktada görmektedir. Bizler her şeyden önce halkı cehaletinden uyandırmak ve eğitime özel bir ağırlık vermek istiyoruz. Bu nedenle zamanla "İttihat ve Terakki" kulübünden bir Eğitim Ligi oluşturmayı hedefliyoruz; ancak bu durum, gelecekte seçimleri göz önünde bulundurarak siyasetle de ilgilenmemize engel değildir.

— Kulübünüzün şu an kaç üyesi var?

— Selanik'te yaklaşık üç bin beş yüz üyesi var, ancak bütün ülkede şubelerimiz mevcuttur.

— Gördüğüm kadarıyla kulübe pek çok subay da mensup.

— Evet, fakat siyasi tartışmalara karışmazlar. Eylemimizin hemen başında harekete katılan subayları öylece dışlayamayacağımızı takdir edersiniz, ancak artık yeni subay kabul etmiyoruz.

— Ve Konstantiniyye ile sürekli temas halinde misiniz?

— Evet, sık sık oraya seyahat ederim ve şubelerimizi de ziyaret ederim.

— Osmanlı Devleti'nin bugünkü durumu büyük ölçüde sizin eseriniz olduğuna göre, siyasi duruma ilişkin görüşlerinizi duymak ilgi çekici olacaktır.

— İhtilalden sonra doğal olarak büyük zorluklarla mücadele etmek zorunda kaldık ve bunlardan bazıları bugün de devam etmektedir. Özellikle Konstantiniyye'de Abdülhamid ve onun kayırdığı kişiler tarafında zorluklarla karşılaştık. Fakat şimdi meşruti bir hükümdarın gerçek bir timsali sayılabilecek bir hükümdara sahip olma şansına eriştik. Kendisi son derece iyidir ve her hususta anayasaya saygı duymaktadır.

— Ancak bana onun hiçbir nüfuzunun olmadığı, hükümet ve parlamento gibi tamamen komiteye bağlı olduğu söylendi.

— Komiteye değil, sadece sultanın haklarına saygı duyan hükümete bağlıdır. Sultan ile kabine arasında tam bir uyum vardır. Parlamentoya da en büyük özgürlüğü tanıdık. Hükümetten sadece, programında kendi çizdiği ana çizgiye tam olarak uymasını istedik. Detaylar hususunda ise ona tamamen serbestlik tanıdık. Şikâyetlerimiz olduğunda veya projeler sunmak istediğimizde, önerilerimizi uygun görüp görmemesine göre kabul eden veya reddeden Konstantiniyye'deki partimizin başkanı Halil Bey'e başvururuz. İlk durumda bunları hükümete sunar, ikinci durumda ise reddedici tutumunu gerekçelendirir. Hükümet uygun gördüğü şekilde hareket eder. Bizim niyetlerimize aykırı hareket ederse itirazımızı dile getiririz. Bu durum, programımıza dayanarak seçilen ve buna aykırı hareket eden mebuslar için de geçerlidir. Elbette parlamentonun üyesi olarak kalmaya devam ederler, ancak onları bir daha seçmeyiz.

— Peki diğer zorluklar nelerdir?

— Zorlukların büyük bir kısmı, mevcut iyi sultana sahip olduğumuzdan beri giderildi. Ancak Konstantiniyye'de hâlâ mevcuttur. Orada işleri yetenek ve liyakatleriyle hiçbir orantı taşımayan, ancak Abdülhamid'in lütfuna mazhar oldukları için yüksek maaşlar alan pek çok kişi vardı. Şimdiki hükümet sadece hak edene ödeme yapmaktadır. Ayrıca idarede pek çok suiistimal vardı, bir sürü gereksiz memurumuz vardı. Şimdiki hükümet idarede bir tasfiye gerçekleştirdi. Örneğin Harbiye Mektebi'nde bazı subayların rütbeleri düşürüldü; birçok dairede memur sayısı ve maaşlar azaltıldı. Bu işi henüz bitirmedik, ancak yine de makamların yüzde 80'i reforme edildi. Hükümet bunun için birtakım fedakârlıklarda bulunuyor, çünkü işten çıkarılan birçok memura maaşlarını ödemeye devam ediyor. Fakat bu para başka bir taraftan geri dönüyor. Örneğin gümrük dairelerini alalım. Şimdilik hizmetlerinden yararlanılmaksızın yaklaşık 100 gümrük memuruna maaşları ödenmektedir. Ancak devlet onlara yılda 1000 veya 2000 sterlin öderse yine de daha kârlı çıkmaktadır; zira görevde kalmış olsalardı yetersizlikleri ve rüşvetçilikleri nedeniyle devlete yılda belki 50 milyon sterlinlik zarar vereceklerdi. İdaredeki bu zorluklar hemen hemen giderilmiştir, ancak bunlar anlaşılabilir şeylerdir; çünkü müstebit bir rejimden meşruti bir rejime geçişte şahıs meselesi her zaman en büyük zorlukları çıkarır. Eskiden insanlar görev ve sorumluluk bilincine sahip değildi, ancak şimdi basın özgürlüğü sayesinde bu tür insanlar artık makam ve mevkilerinde kalamazlar, çünkü yaptıkları ve yapmadıkları kamuoyunun eleştirisine tabidir. Bu konular hakkında belki çok ayrıntılı konuşuyorum ama bu ülkemizin kanayan bir yarasıydı ve bana göre bu alanda gerekli reformları gerçekleştirmek için sadece bir-iki yıl yeterli olmayacak, bunların tam anlamıyla gerçekleştiğini ancak gelecek nesil görecektir.

— Peki hükümetin mevcut zorlukları ne durumdadır?

— Bunlar özellikle vilayetlerde milliyetler meselesinden kaynaklanmaktadır. Osmanlı Devleti Macaristan gibi değildir, ancak ülkemiz sizinkine pek çok bakımdan benzerlik gösterir. Bizde Türklerin yanı sıra ülkenin bir bölümünde yoğunlaşmış olan Araplar, Arnavutlar, Kürtler ve diğer taraftan ülkenin geneline dağılmış olan Bulgarlar, Ermeniler, Rumlar vardır. Şimdiye kadar hükümete son grup endişe veriyordu, ancak gelecekte bana göre Araplar, Arnavutlar ve Kürtler daha fazla uğraştıracaktır. Burada mesele tamamen bir milliyetler meselesi değildir, yine de kendi programlarını oluşturan Arnavutların bir kısmında, özellikle gençlerde milli mesele belirli bir rol oynamaktadır. Arnavutların bazı reislerinin çıkarlarıyla bağlantılı olan bu meseleyi doğru bir şekilde çözebilmek için önde gelen devlet adamlarımızın zekâsına ve becerisine ihtiyaç duyulacaktır. Bu reisler Arnavutların bir kısmına hükmediyor ve bu unvan altında kendilerini Abdülhamid'e finanse ettirerek bundan çıkar sağlıyorlardı. Nitekim tanınmış müfrezeci lideri İsa Boletin, eski sultandan şahsı için ayda 50 sterlin, adamları için de yaklaşık 700 sterlin alıyordu. Taht değişimiyle birlikte bu durum sona erdi ve bu nedenle söz konusu beyler meşruti rejimden memnun değiller. Şimdi buna karşı bir isyan sahnelemek için önce dinin silahlarını kullanmak istediler ve Arap harflerine karşı Latin harflerini savundular. Bununla birlikte dini meselenin hâkim olduğu Kuzey Arnavutluk'ta bir şey elde edemediler; zira oradaki Arnavutlar Müslümanlık hususunda Osmanlılarla dayanışma içindedir ve Latin harflerini istememektedirler. Böylece bu şovenistler, milli duygunun dini duygudan ağır bastığını görünce kendilerini milli meseleye attılar ve memnuniyetsizler arasındaki hareketi körüklediler. Orada vergi ve askerlik hizmeti meselesinin dışında memnuniyetsizliğe yol açacak yeterince şey vardır. Arnavutların bir kısmı tamamen diğerlerinin sırtından yaşamaktadır. Ovasında çabalayan ya da bir süre dışarıda çalışan fakir halk, dağlarda dolaşan ve çalışmayan binlerce eşkıyayı beslemek zorundadır. Hiçbir kanuna saygı duymayan bu insanlar arasında düzeni sağlamak adeta insanlığın bir gereğidir. Bu nedenle hükümet daha ayaklanma patlak vermeden önce Kuzey Arnavutluk'a iki ordu tümeni göndermeye karar vermiştir; çünkü orada değişikliği gerçekleştirmek yüce bir görev, kutsal bir ödevdir.

— Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa'nın Üsküp'e ve ordu karargâhına yaptığı seyahat de bu amaca mı yöneliktir?

— Harbiye Nazırı, Selanik'te Kuzey Ordusu Üçüncü Kolordu Komutanı ile yaptığı ayrıntılı görüşmelerin ardından bu seyahate sadece stratejik durumu teftiş etmek için değil, başka bir nedenden ötürü de çıkmıştır. Hükümet isyanın bastırılmasından sonra Arnavutluk'ta reformlar gerçekleştirmek istemektedir. Fakat bu ancak insanlara askerî gücümüz gösterildiği takdirde mümkündür. Bu nedenle şimdiden daimi garnizon yerleri seçilmeli ve kışlalar inşa edilmelidir. Bütün bunlar zor bir görev, uzun sürecek bir çalışma ve masraflı bir iştir; ancak ben bir Jön Türk olarak, ne kanunlara saygı duyulan ne de insanlığın bilindiği devletin bir bölümünde düzeni sağlamak için milletin bu fedakârlıklarda bulunmasından gurur duyuyorum ve inanıyorum ki Avrupa da hükümetimizi bu yüce görevi çözdüğü için tebrik edecek ve niyetinde cesaretlendirecektir.

Osmanlı Devleti'ndeki hususların doğru ışık altında görünmesine katkıda bulunacak olan bilgileri için Dr. Nâzım Bey'e teşekkür sözleriyle veda ettim.

Dr. Th. F.


Pester Lloyd Gazetesi, 12 Mayıs 1910. anno.onb.ac.at





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

23 Ekim 1847

28 Ağustos 1893

4 Mart 1925