23 Mart 1929
Hoybûn’un Yeni Girişimi
Türkiye Kürdistanı’ndaki hareket, Doğu’daki ilginç toplumsal olaylardan biridir. Ekonomik ve hukuki ilişkilerin gelişimi açısından ilk basamaklardan birinde duran, topyekûn cahil bir nüfusa sahip olan ve dünya savaşında harap olmuş bu bölge, Kürdistan topraklarında meşhur genel müfettişlik kurumu tarafından temsil edilen Türk devlet yapısına karşı inatçı bir mücadele yürütmektedir.
Kürtlerin mücadelesi, cumhuriyetin ilk günlerinden beri değişken bir başarıyla sürdürülmektedir. Kürt beyi ve şeyhi burada, Türk burjuvazisinin ajanlarıyla mücadele etmekte ve vahşi şovenizm tezahürlerinde onlarla yarışmaktadır. Kürt feodali, dağlarına gelecek sanayi sermayesinin yolunu açan Türk ticari sermayesinin gelişine razı olmamaktadır.Kürdistan’ın kendine has yaşam koşulları, Türk burjuvazisinin büyük devletçi ve milliyetçi eğilimleri bu mücadelenin özel bir arka planını oluşturmaktadır. Eğer Kürt feodal liderleri hızla yabancı devletlerin etkisine giriyor ve Avrupa emperyalizminin emellerinin gönüllü veya gönülsüz araçları haline geliyorsa, iktidardaki Türk burjuvazisi de kendi cephesinden, Kürt meselesi hakkında bugüne kadar doğru bir görüş geliştirememiştir. Sürekli olarak Türkleri Kürtlerin karşısına koymakta ve her yolu deneyerek Kürtleri asimile etmeye çalışmaktadır. Böyle bir politika, Kürt bölgelerinde huzurun sağlanmasının önündeki belki de en ciddi engeldir. Daha 1924 yılında, Türkiye’ye karşı Kürt isyanı tüm şiddetiyle sürerken, mevcut durumdan tek çıkış yolunun Kürt halkına belirli medeni hakların verilmesi, mahkeme ve idari yapının kurulması, Kürt köylüsünün toprak sahibi olması ve toprak ağasının baskısının, memur keyfiyetinin zayıfladığı gibi zayıfladığını fiilen hissetmesi olduğunu belirtmiştik. Kürdistan’da bu durum mevcut mu?
Aradan birkaç yıl geçti ve Türk hükümeti tarafından Kürdistan’da gerçekleştirilen kayda değer tek bir ciddi reformdan söz etmek mümkün değildir. 1927 yılında, büyük bir törenle, Türk meclisi üyesi olan ve genel müfettiş sıfatıyla atanan İbrahim Tali Bey’in diktatör yetkilerle yürüteceği reformların yapılacağı ilan edildi. “Genel müfettişin” danışmanı olarak çeşitli bakanlıklardan temsilciler atandı, ancak onlar da ciddi bir çalışma yürütmediler ve tüm mesele yerelde polis ve jandarma gücünün artırılmasından ibaret kaldı. Yerel emekçi halk böylece iki ateş arasında kaldı; kendi Kürt feodallerinin baskısı ve merkezi yönetimin memurlarının diktatörlüğü arasında. Yönetici çevrelerde keskin bir şekilde ortaya çıkan Kürtleri Türkleştirme arzusu ve egemen “Halk” partisinin Kürt gençliğini ulusal Kürt kültüründen uzaklaştırma girişimleri, iki halk arasındaki uçurumu daha da derinleştirerek, cahil Kürt kitlelerini “İslam adına ve ulus adına” Türklere karşı mücadeleye çağıran fanatik Kürt vaizlerin eline mükemmel bir silah vermektedir.
Türk yönetici burjuvazisinin, Kürtleri kendine has bir kimliği, dili, tarihi ve -yazılı olmasa bile en azından zengin bir sözlü geleneği- olan bir halk olarak kabul etme konusundaki bu isteksizliği, bölgede ekonomik ve siyasi açıdan hâkim konumlara sahip olmayı hayal eden feodal Kürt soylularının bir kısmının maceracı faaliyetlerine geniş bir yol açmaktadır.
Kendilerine “devrimci” diyen bir avuç Kürt beyi, İngiltere ve Fransa ile olan ilişkileriyle yetinmeyerek, şimdi de Kürdistan’daki duruma dikkat çekmek için Amerikan siyasi çevrelerine yöneldi. “Hoybûn” Kürt komitesinin temsilcisi olan ve Süreyya Bey adındaki şahıs Washington’da ortaya çıktı, Kürtler hakkında İngilizce bir broşür yayınlamayı başardı ve şu sıralar Amerikan kamuoyunu bağımsız Kürdistan lehine etkilemekle meşgul. Görünüşe göre Süreyya Bey, tabii ki konjonktürü ve ABD’nin Doğu’ya yol açma hedeflerini dikkate almaktadır. Kürt feodali, Amerikalılara yaptığı çağrılarda Musul’daki “Kürt petrolünden” bahsetmekte ve petrol meselesindeki mevcut İngiliz-Amerikan sürtüşmelerinden istifade etmeye çalışmaktadır.
Böylece, toprak sahipleri ve soylulardan oluşan, militan Kürt “milliyetçiliğinin” bir organı olarak faaliyetlerini geliştiren “Hoybûn” Kürt komitesi, kendisini çoktan Amerikan bakanlarının ve nüfuzlu gazetecilerin bekleme salonlarında buldu; onlardan yardım ve himaye dileniyor. Ve eğer bir gün Kürdistan’da, “özgür Kürdistan’ı” (elbette İngiltere’nin himayesinde) “bağımsızlık” için mücadeleye kaldırmak amacıyla bir yerlerde Lawrence tipi bir maceracı ortaya çıkarsa şaşırmamak gerekir.
Türk hükümetinin elinde, gericilerin propagandasını etkisiz hale getirecek hem zaman hem de imkanlar mevcuttur; ancak bu araçlar kesinlikle idari-polis niteliğinde olmamalıdır.
N. KAVELİN
Zaria Vostoka Gazetesi, 23 Mart 1929, No 65. (საქართველოს ეროვნული ბიბლიოთეკა)

Yorumlar
Yorum Gönder